Lale Gazetesi
SARAY...

SARAY...

Yazı’nın başlığı sizi yanıltmasın.

Benim bahsettiğim başka bir “saray”...

Hani şu şaşaalı bir şekilde temeli atılan, günler öncesinden bilbordlarla reklamı yapılan Nevşehir’in “mega projesi” (!) olarak  takdim edilen “Belediye sarayı”...

Nevşehir kamuoyu bugünlerde  bu “saray” hikayesini konuşuyor.

“Saray” ile birlikte  projesinde kapalı otopark ve işyerlerinin  yer aldığı proje bir anda inşaat halinde 36 milyon liraya pazarlandı.

Belediye yıllar sonra modern bir binaya kavuşacaktı, bu projeyle kentin otopark sorunu kısmen çözülecek, belediye gelir getiren  yeni bir iş merkezine kavuşacaktı.

Böyle takdim edilmişti bu proje vatandaşa...

Toplumda böyle bir algı oluşturulmuştu.

Ama; öyle olmadı.

“Belediye sarayı” bir anda satıldı gitti.

Kime satıldı? Hangi  şartlarda satıldı?

Bilen varsa beri gelsin.

Şeffaflık,  saydamlık ve hesap verilebilirlikten  uzak bir anlayış yine yaptı yapacağını.

Kentin en kıymetli yerini sattı  gitti.

Muhalefet partilerinin, basının, sivil toplum kuruluşlarının “gık”ı çıkmadı.

Temel görevi toplumu bilgilendirmek olan basın, tırı-vırı haberlere sazan gibi atlarken, bu haberi her ne hikmetse “teyet” geçti.

Toplumsal muhalefet yine  sınıfta kaldı.

Pazarlama ve alım-satım konusunda “mahir başkan” (!) meydanı boş bulmuş, pazarladıkça pazarlıyordu...

Takas yolu ile elde etmişti eski hastane binasını...

Tarihi kimliğine bakmadan, halkın görüşünü almadan kendi meclisi ile tartışmadan  yerle-yeksan etti güzelim binayı...

Tıpkı; Şehir Palas, PTT, Terminal ve Özel idare binası gibi...

Onun yönetim anlayışında  “istişare” yoktu...

“Ben bilirim, ben yaparım” anlayışı hakimdi.

Kente nefes aldıracak bir meydan, bir “yeşil alan” projesi yerine o “rant”ı tercih etti.

Yerel seçimler öncesine denk getirmişti temel atma törenini...

Seçmenlerden oy devşirmeyi amaçlıyordu...

“Mega proje” olarak takdim edilmişti kamuoyuna...

“Besleme basın” yazdıkça yazdı. Köpürttükçe köpürttü.

Ama; işler iyi gitmemişti. Bir oldu-bitti ile iş deneyimi olmayan bir firmaya  verilmişti ihale...

Belediyenin kasası tamtakır olmuştu...

Firmaya hakedişler zamanında ödenmedi. Müteahhit ile icralık oldu.

Proje de duvara tosladı... Ve çareyi satmakta buldu.

O bina “Belediye sarayı”için lüks bir binaymış, böyle bir binaya şimdilik ihtiyaç yokmuş.

Daha neler neler...

Minareyi çalan kılıfını çoktan hazırlamıştı bile...

Nevşehir’in en kıymetli binasını “tüccar” bir anlayış sattı-gitti-bitti...

Alana-satana hayırlı olsun.(!)

                                  ***

Borçsuz, kasası para dolu kurumsal, prestijli bir belediye teslim almıştı...

Kendisini henüz yeni yeni tanımaya başlayan Nevşehir halkına “filozof” gibi takdim etmişti.

Lise eğitimi almasına rağmen, Mühendislik, mimarlık, siyaset bilimi, sosyoloji, psikoloji hatta astrolojiden çok iyi anlıyor (!) Ahkam kesiyordu.

Toplumsal muhalefet ile hiç karşılaşmamıştı.

Siyasi konjoktür her zaman yanında yer aldı.

“Kentsel Dönüşüm” adı altında Nevşehir’in tarihi dokusunu yerle bir etti.

Tarihi yapılara hiç acımadı. Üç-beş sembolik evi sözde koruma altına alarak halka şirin görünmeye çalıştı.

Tepkileri azaltmak için “Villa projesini” gündeme getirdi, zenginlerin iştahını kabarttı.

Bu proje suya düşünce, yeraltı şehri mazeretine sığındı.

Kale Mahallesinde “yeraltı şehri” olduğunu sağır sultan bile biliyordu ama; bir tek o bilememişti. (!)

Siyasette yeni olmasına rağmen, hep “dominant” rolü üstlendi. Vekilleri bile kendi “manyetik” alanına çekmeyi başardı.

Dünyada gezmediği ülke kalmadı.

Masraflarını kendi kesesi yerine, devlet kasasından ödetti.

Yurt dışında ufuk turu yaptı (!)

Batı ülkelerinde  gördüğü projeleri kendi kentinde tatbik etti. (!)

O ne derse o oluyordu...

Hakkındaki yolsuzluk iddiaları ile sık sık gündeme geldi.

Bir oda başkanı kameralar önünde 22 adet soruşturma bekleyen dosyası olduğunu iddia etti.

Meydan okudu.

Ondan tık çıkmadı.

Belediye bürokratlarının büyük bir kısmı “müteahhit” oldu, inşaat  “rant”larından palazlandı.

Halka hep mesafeli davrandı, tepeden baktı. Vatandaş ile makamı arasında duvar ördü.

Tam anlamıyla bir iktidar zehirlenmesi yaşıyordu...

Kentin “şehir içi trafiği” onun döneminde felç oldu.

Trafik sorununun çözümü ile ilgili hiçbir ciddi adım atamadı.

Borçtan bir türlü kurtulamadı.

Bir türlü denk bütçe yapamadı.

Elektrik,  SGK, Vergi Dairesi, İller Bankası borçları onun döneminde hep sorun oldu.

Firma ödemeleri ile kamulaştırma bedelleri hiçbir dönemde zamanında ödenmedi.

“Göre boğazı”na yapay göl yapacağını açıkladığında kamuoyunda büyük heyecan yarattı.

Ama, öyle olmadı.

Nevşehir’in akciğerleri sayılan bu bölgeyi imara açtı.

Halkın tepkisini azaltmak için külliye inşaatını  “kalkan” olarak kullandı.

Yanlış imar izinleri ile “Kurşunlu Camii”nin silüetini yok etti.

Damat İbrahim Paşa’nın kemiklerini sızlattı.

Yetkililerin uyarılarına rağmen içme suyundaki,”arsenik” tehlikesini dikkate almadı.

Halkın sağlığını hiçe saydı.

Muhalefeti susturmayı başardı.

İşadamlarını sindirdi.

Amatör basını kafakola almayı başardı.

Anlayacağınız dikensiz bir gül bahçesi yarattı.

Bugünlerde nemi yapıyor derseniz?

İftarlara katılıyor, vatandaşlara ıhlamur ağacı dağıtıyor, ılımlı mesajlar veriyor, küme düşürdüğü Nevşehirspor’un kaşkolu ile plaket koleksiyonlarının arasında kameralara poz veriyor.

Allah onu başımızdan hiç eksik etmesin. (!)

Amin (!)

 



Yorum Yap